Besleme toplayıcı

‘’NEDEN DİK YÜRÜME, BÜYÜK BEYİN VE KILSIZ BEDEN?’’ Yazısı üzerine eleştirel notlar

Sonsuz Us - Cum, 02/03/2012 - 21:22

‘’NEDEN DİK YÜRÜME, BÜYÜK BEYİN VE KILSIZ BEDEN?’’ Yazısı üzerine eleştirel notlar

Oktay KAYNAK

Bilim ve Gelecek dergisinin 95. sayısında ‘’Neden Dik Yürüme, Büyük Beyin ve Kılsız Beden?’’ başlıklı yazı yer aldı. Bu yazıda hem yanlış bilgiler var hem de bugün artık gündemde olmayan tezler sanki geçerliliğini koruyor gibi sunuluyor. Ayrıca benim ileri sürdüğüm önermeler de yanlış aksettiriliyor.

devamını oku

Kategoriler: Blog

hey devlet, dindar gençlik yetiştir ME..

Sonsuz Us - Cum, 02/03/2012 - 17:22

basbakanin,"biz dindar genclik yetistirmek istiyoruz"beyani yanlis oldugu gibi "devlet laik olur"aciklamasiyla da celismektedir..

ayrica

akp:...............dindar genclik yetistirecegiz..
chp:................atatürkcü genclik yetistirecegiz..

fark nerde ?

devletin/siyasetin "dindar" insan yetistirme gibi bir vazifesi yoktur..siyasetci,özgürlükleri evrensel standartlara cikarmakla görevlidir..
aileler, cocuklarina neyi isterse (sünniligi,aleviligi,hristiyanlagi,museviligi,ateistligi vs.) ögretir devlet gölge etmesin yeter..

devlet/siyaset,nötr olmali
vatandasin tercihine (inanc) saygi göstermeli
ifade ve uygulama hakkini yasayla koruma altina almali..

devamını oku

Kategoriler: Blog

BİR KÖPRÜDEKİ İNSANLAR

Sibel Atasoy - Cum, 02/03/2012 - 13:27
Garip bir gezegen, garip insanlarıyla. Zaman teslim olur, ama tanımazlar. Protestolarını ifade etmenin yolunu bulur, Resimler yaparlar, bunun gibi mesela: İlk bakışta özel bir şey yok. Su görürsün Bir sahil görürsün. Akıntıya karşı zorlukla giden bir tekne görürsün. Suyun üstünde bir köprü ve üstünde insanlar görürsün. İnsanlar görünür şekilde adımlarını sıklaştırır, çünkü demin başlamıştır bir yağmur kara bir buluttan aşağıya kamçılarcasına. Mesele şu ki arkasından hiçbir şey olmaz. Bulut ne biçimini ne rengini değiştirir. Yağmur ne yoğunlaşır, ne durur. Tekne hareketsizce süzülür. Köprüdeki insanlar biraz önce bulundukları yere koşarlar. Burada araya sokuşturmadan olmayacak: bu hiç de öyle masum bir resim değil. Burada durdurulmuştur zaman. Yasaları çiğnenmiştir. Gelişen olaylara etkisi engellenmiştir. Hakaretle defedilmiştir. Bir âsinin sayesinde, belirli birinin, Hiroşige Utagava diye (nasıl olmuşsa, aslında uzun zaman önce hayli usulünce aramızdan göç etmiş bir yaratık) zaman tökezleyip düştü. Belki de önemsiz bir kapristi, birkaç galaksiyi örten uçuğun biriydi, ama belki şunları da eklemeli: Buralarda uygun görülür bu küçük resme büyük itibar göstermek, hayranlıkla bakıp çağdan çağa heyecanla titremek. Bazıları için bu yeterli değil. Boşanan yağmuru bile işitirler, boyunlara ve omuzlara düşen serin damlaları duyarlar, köprüye ve insanlara bakarlar, sanki orada kendilerini görmüşçesine hep aynı hiç bitirilmeyen koşuda ebediyen yol alınacak sonsuz bir yol boyunca ve utanmazlık içinde inanarak işin aslında böyle olduğuna. Wislawa SZYMBORSKA Çeviri: Osman DENİZTEKİN
Kategoriler: Blog

Bozulan kim?

Sibel Atasoy - Cum, 02/03/2012 - 11:08

Her gün birbirinden değişik. Sınırsız kostüm dolapları olan starlar gibi olduk. Üstelik hangi giysiyi seçeceğiz diye düşünmemiz de gerekmiyor, öylesine yerinden havalanıyo ve üstümüze geçiveriyor! Dün atlatılması güç bi gün oldu, yoğun bi basınçlla geldi yumuşayarak gitti. Bizler de hayatımızın ilk’lerini yaşamaya devam ediyoruz. Yeni Dünya her şekilde bizi şaşırtan bi giriş yapmıştı ve öyle devam ediyor. Bizse öncelikle rüyalarda ve günlük aldığımız her basit kararla onu biraz daha kesinleştiren resim boyayan çocuklarız.

**

Kendi hızımıza yetişemiyor gibiyiz.

**

Son yıllarda doğa konusunda duyarlı insanların çoğalması ve bu sorumluluğu çocuklarına da geçiriyor olmaları (umarım zevkle, öfkeyle değil) çok hoşuma gidiyor. Sloganlarını buralarda her yerlerde görüyorum: doğayı bozma gibisinden şeyler. Niyeti anladığım için hep destekliyorum fakat biraz gülümsemekten de kendimi alamıyorum. İçimden bi ses “ayol o bozulmaz sen kendine bak! bozulmuş olan sizlersiniz” diyo. Tabi “ses” insanlığın kendini doğallıktan koparmış olduğunu kastediyor.

**

Güçlü kadınlar vaktinden önce geldi mi, erkekleri de rus erkekleri gibi oluyor (genelleme için özür), hep sarhoş, amaçsız, dengesiz, kavgacı, uykuda! Zaten kadınların 5000 yıldır geri çekilmeleri de erkekle temsil edilen “eril bilincin” hatta birey bilincinin güçlendirilmesi içindi. Ben bu konuyu iyi inceledim. O isimsiz karısı Deli Dumrul için hayatını Azraile vermeseydi, ortada bi eril bilinç filan kalmamış olacaktı zaten. Tek tanrılı dinlerin doğuşu, kadınları bastırması hep bu plan dahilinde yapılmıştı. Kimse kimseye kızmasın. Kadınlar zamanında verdikleri kararı (üzerinde anlaştıkları ve yaptıkları sözleşmeyi ) unutmasın! Kimse kimseyi kandırmasın! Artık tüm eski sözleşmelerin fesh edildiği zamana geldik. Umarım söylediğim bu şeyleri bi anlayan olur.

**

Kategoriler: Blog

Büyülü Çiçek – Arzu – MED CEZİR

Sibel Atasoy - Cum, 02/03/2012 - 08:24

Kime ait olduğu o kadar önemli mi?!

Çiçeğin gözünde arzunun büyülü çekiciliğini görüyor musun?

Var olan her şeyin içindeki şey işte bu!

Sonsuz derinliğine çekmek için seni, ne kadar da masumca b-akıyor.

MED CEZİR

Ay ile ilgili söylenebilecek, özgün bir özellik de, Med-cezir oyunudur.Özgün Med – Cezir veya gelgit adiyla bilinen çekimsel tabiat olaylari Ay ve Günes’in konumlarinda meydana gelen değisiklerden kaynaklanir.
Gelgit, bir gök cismi üzerinde baska bir gök cisminin, çekim kuvveti etkisiyle olusturduğu biçimsel bozulma olayidir. Bu kuvvetler okyanuslarda, denizlerde, karada, hatta atmosferde gelgit olaylarina neden olur. Ancak bunlardan en önemlisi denizlerde olanidir.
Günes, Ay ve Dünyanin hareketlerine bağli olarak, değisik uzunluklardaki sürelerde gelgit olaylari meydana gelir. En belirgin ve güçlü olan gelgit ise Ay ve Güneş’in ayni doğrultuda olduklari dönemlerde yani, yeni Ay ve Dolunay evrelerinde görülür.
Küçük çaptaki gelgitler ise Ay’in ilk dört ve son dört devresinde olur. Ay, Günes ve diğer gök cisimlerinin kütlesel çekim kuvvetlerinin etkileri çesitli tabiatsal değisikliklere neden olduğu gibi, insan tabiati üzerinde de geçici rol oynamasi şaşilacak bir sey değildir. Neticede, insan da etki alan ve veren bir enerji kütlesidir…
Gel-git yeni Ay ve Dolunay dönemine rastlar. Med, kuvvetli, Cezir ise zayif anlamini taşir.

Eğer bir gök cismi diğer gök cismi üzerinde böyle bir etki yapıyorsa, bir insan da diğeri üzerinde böyle bir etkiye sebep olur. Sadece sözleri ya da yaptıkları ile değil, salt var olduğu için med-cezir oluşturur.

Hele de aşık olmuş kişilerin durumu çok etkin bence. Çünkü aşık olduğunun çevresinde dönmeye başlayan bir gezegendir AŞIK. Ve düşünün ki onun sırf var olmasından oluşan ne büyük gel-git oluşmaktadır.

Med cezir anlamı itibariyle bana, manik-depresif olgusunu çağrıştırıyor. Bir yükselip-taşıyor, arkasından geriye-derine çekiliyoruz.

Ve sırf doğamız gereği olan bu kıpırtıya abuk subuk değerler yüklüyoruz.

2005 -günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Kategoriler: Blog

İsteğimizle mi doğduk?

Sibel Atasoy - Cum, 02/03/2012 - 07:56

Bir arı veya böcek kendi isteğiyle dünyaya gelmiyor, bir insan da kendi istediği için doğmuyor. Aynı durum atomlar, moleküller, hücreler için de geçerlidir. Hiçbir molekül, hiçbir atom kendi istediği için oluşmamıştır. Evrenimizde  %73 H, % 24 He bulunurken, tüm diğer elementler sadece %3 oranındadır. Yani demir, karbon, silisyum gibi büyük elementler, evrenimizde sadece %3lük bir oranda bulunmaktaysa, evrendeki varlıkların ancak %3ü bilgiye dayalı karşılıklı etkileşimler içinde bir şeyler yapıp, bir düzen içinde bir araya gelebilmişlerdir. Hele hele hücre, hayvan, bitki gibi varlıkların evrensel madde miktarı içinde yeri, milyarlarda bir bile değildir. (İ.Gedik)
Katılıyorum ancak her zamanki gibi çok keskin bi dil kullanılmış. Oysa insan olarak doğmak isteyip istemediğimize dair bilimsel bir kanıt yok. O halde hatırlamıyor da olabiliriz. Ya da başka seçenekler de söz konusu olabilir. Hele hele elementler, atomlar, hayvanlar bitkiler diye bu keskinliği genelleştirmeye hiç hakkımız yok! Biz hiç insan olmanın ötesine/dışına çıktık mı ki bunu bu denli kesinlikle bilebilelim!?
İsmet Beyin niyetinin farkındayım, sadece hocalık üzerine fena halde sinmiş, bu da gerçekte nerdeyse %100 doğrulukla söylediği şeyleri okuyanlarda ters etki yapabiliyor:)

Not: Aslında yukardaki alıntıyı Prof. İ.G’in arılarla ilgili güzel bi yazısından alıntıladım. Belki onu da paylaşırım. Çoğunu biliyordum o bilgilerin fakat arıların birbirleriyle haberleşme sisteminin bilim tarafından bunca kesinlikle belirlenebildiğinden haberim yoktu :)

Kategoriler: Blog

30 yilin en soguk gecesi

Kırk Yama - Cum, 02/03/2012 - 07:40

Degerli ILKYAR Dostlari,
ozellikle birkac gundur soguklarda ILKYAR gonulluleri
daha da yogun bir tempoyla calistilar… Sahan bolum projeleri
nedeniyle ayrilinca sevgili Tuba devraldi tum isleri… Bu soguk gunler de
gelebilen arkadaslarimiz Alper, Gizem, Gokhan, Zeynep, ismini ekte ve simdide dahil etmeyi hatirlamayamadigim arkadaslarimizla
o kadar buyuk bir fedakarlikla isler gerceklestirildi ki…
Sadece bugunun temposunun sabah 10, gece 21 devam ettigini;
ve bir gonullumuzun gece yolculuguna ciktigini…

Doga kosullarinin bu kadar zorladigi bir ortamda
Arcelik kendi sevkiyatindan oncelik verdi ILKYAR’a,
Guler Nakliyat in kaptanlari ancak aksama gelince,
oldukca soguga kalindi…

Bu sogukta, ter icinde calisan Barisin kamyondan depoya gelene kadar
kazagindaki ter in buzlasmaya baslamasini hissederseniz, bunun nasil
bir gonulluluk oldugunu duyumsamak pek mumkun degil…

Bahsettigim arkadaslarim, ODTU elektrik muhendisliginde, Havacilikta, Kimya muhendisliginde yuksek lisans yapmis veya yapan arkadaslar veya liseli ogrencilere kadar bir grup emek koydu… Hicbir karsiligi olmayan,
sadece ve sadece Urfa daki, Adiyaman daki, Maras taki, Osmaniye, Adana’daki guzel cocuklarin gulumsemesini hayal etmektir karsiligi…

Yarin ogleden sonra da bir otobus yuklemesi de bekliyor…
Ekibimiz cumartesiye proje icin yola cikiyor, soguktan ters giden bir suru
aksiliklere karsi, gidip o guzel cocuklara sizler adina kucaklamak icin
yollara dusuyoruz 15 gun…

Arcelik, Guler Nakliyat ve Yasar Birlesik Pazarlama (Pinar) bugunku destekleriyle ayri bir tesekkuru hakediyorlar… Sagolsunlar…

Saygilarimizla…
ILKYAR

Bu yıl gerçekten başkaymış!

Sibel Atasoy - Per, 02/02/2012 - 15:33

Modası geçmiş yöntemleri, kullana kullana eskimiş, her bi tarafına cinsellik/güç arzusu/korku sinmiş kelimeleri kaldırıp bi yardan aşağı atma eğilimindeyim. Yeni kelimeler, yeni söylemler ve yöntemler bulabilecek kadar aklımız, yaratıcılığımız, isteğimiz yok mu bizim? Şu alışkanlık denen yapışkan bulaşıklığı, hele gerçekten istediğimiz bi şeyleri yapma iki fiili arasında yaşanan boşluklara hemen zihinsel konuşmaların hiç izin almadan, arsızca sızıverebilmesini şiddetle kınıyorum :) Her biri önüme geldiğinde çok kes-k-in kovalıyorum, hiç tahammülüm kalmadı yaw! Eski sabırlı sibelden eser yok ortada! Gerçi kendimi tanımlamaya ya da tanımlatmaya da şiddetli bi tepki geliyor içimden dışarı doğru. Gerçekten bu yıl başkaymış

**

Çok şiddetli bi basınç algıladık. Saate bakmadım ancak 12 civarlarıydı sanırım, epeyce sürdü, yeni yeni gevşeme belirtileri var. Diyelim ki ilk baskı 10 üzerinden 8 ise şu an 5′e indi gibi. Adeta bişey bizi ezdi geçti! Hala hayattayız benim bildiğim bu, şapşaneyiz. (bendenizin rasathanesinden yayın-BRY)

Bunu algılayanlar muhtemelen şu sıralar kendileri ile ilgili en önemli sorunu duyumsadılar onu düşündüler ve bu basıncın o sorundan kaynaklandığını sandılar. Aman deyim bi karar almayın basınç geçene kadar. Gerçekten de kişisel olmaktan uzak bişeydi!

**

Genelde de bu tür yayın yapmam (bugün neden yaptım bilinmez), dikkatimi ona vermek istemem. Malum dikkatinizi yönelttiğiniz ŞEY kendisini çağırdığınız sanısına kapılır, davete icabet eder! Bu durumda paratoneri olmayan bi rasathane gibi olunabilir.

Su içelim güzelleşelim

Kategoriler: Blog

rüyam

Simgesel Rüya Yorumları - Per, 02/02/2012 - 10:35

ailecek oturuyoruz. sonra sevdiğim kız geliyor. ablam bu kızın beni çok sevdiğini söylüyor kız çok utanıyor. annemde yüzünü ekşiterek bu kıza bakıyor. kardeşimde benle aynı kızı sevmesine ragmen rüyamda hiç konuşmuyor..

Yine Köprü ve belki kıyamet

Sibel Atasoy - Per, 02/02/2012 - 08:59

Senden önce köprünle tanıştık Deli Dumrul. (Murathan Mungan)

EmineY:Nasıl bir içsel süreç yaşadı ki acaba böyle dedi ?

ZeynepM: ben konuyu bilmiyorum ama şu an hissettiğim şu köprüyü görüp köprü olarak kulanana köprü bedava..köprüden geçemeyene köprü daha pahalı.. :))

SibelA:Haklısın Zeyno. Köprüden geçip parayı ödeyen bi değiş tokuş yapmış oluyor hiç olmazsa. Köprüden geçmeyip para ödeyenin (çünkü Dumrul döve döve alıyo parayı) durumu daha pahalı!

Emineciğim “köprü” kavramı dehşet bişeydir aslında, sadece Mungan değil hepimiz o dediğin içsel süreçleri bir ucundan yaşamışızdır. Belki duyguyu kavrama transfer edememişizdir :)

EmineY: Hatırlarsanız BAK seansında 1 den 2 ye geçiliyordu . Köprü böyle doğmuştu .Dumrulun halt etmesiydi . İşi yokuşa zora sokma çabasıydı .Sonra 3 ve en son 4 e gitmişti mesele . Dede Korkut da biraz işi hafifleterek anlatmıştı. Oysa ne acılar ve kıyımlar yaşanmıştı süreçte . Masala esas olan mesele dişi bilincin evrimi midir ? yoksa Tanrı yı kabul etme midir ? yada eril bilincin parçalara bölünmesi midir ? tamda hala adını koyamadığım bir süreçtir bu. seninde dediğin gibi hala kavrama tevil edemedim ..sanıyorum arketipik bir eşik tarifi ..

SibelA: Her Mesel her okuyana başka bi noktadan vurur, biricikliğimiz düşünüldüğünde bu da herhalde gayet normaldir. Mungan ve Ben de Köprü kavramı ve oyunun gizemi dışında hiç bi konuda hemfikir değiliz Deli Dumrul meselinde :) Aramızda dağlar yükü fark var. Velakin ikimiz de yazar ve düşünür olarak en azından bakış açılarımızı anlatmayı görev addetmişiz :) BAK seanslarındaki sonuçlar o an itibariyle bana harikulade geliyor fakat hemen sonrasında unutup gidiyorum. Belki moderatör olabilmek için unutmanın ayrıcalığını kullanabilmek gerekiyordur (Bu da fakirin avuntusu olabilir tabi! hahahahahah)

**

Her gün en az bir tane veya daha fazla İLK yaşamaktayım, nerdeyse 2 aydır bu böyle. İlginç bi durum. Bunu zaman mı böyle yaptı yoksa niyetim mi? Ya da her ikisi plus daha başka faktörler :)

**

Kategoriler: Blog

Yine Oyun

Sibel Atasoy - Çrş, 02/01/2012 - 18:52

Gerçekten tuhaf bi oyunun içindeyiz, umarım bu oyunu zevkli oynamayı beceririz.

Bu arada gerçekten inatçı bi karla karşı karşıyayız :) şu anda biraz yükselmiş olan güneşin önüne beyaz bi tül geçirdi, onunla hala bakışıyoruz aynı anda her biri birbirini (manyetik olarak) iten kar tanelerinin tipiye yakın bi lapa lapa yağış sürdürdüğünü görebiliyoruz. Her ikisi de gözlerime bakarken yere kadar inen camın önüne bi güvercin geldi ve bi selam atıp gitti. Ben sizlere bunları fotoğrafını çekercesine paylaşmaya çalışırken güvercinin gözlerini kaçırdım :(

ZeynepM: sibel seni çok seviyorum allah şahit sende biliyorsun ki bu evde çok enerjin var..fizik bedenin şu an burada olamasada içimden senle ve bu vesileyle dostlarla nazarımı paylaşmak geldi..malum dün batı çok şey söylemişti..bu sabahta karlı dağ…lar pembe ama karsızlar mordu..karşımda alış veriş merkezi özdilek-niyet-duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var :) sonra doğuya geldim hem çamaşır asıp hemde güneş doğuşunu izlemek için nasıl bir cezbe bu soğukta bakanın içi eriyor..içeri girincede doğuda kalıp izlemek istedim.çift camya güneş ikilendi sonra bir çok oldu.. drekt bakınca bazen içi kararıyor gibi oluyor nemrutta gün doğumunu hatırladım.(tez konum optik hareket ilişkisi o zaman gitmiştim)hemen odaya baktım karanlık.. :)a ne oluyoruz dedim..bedenimde nasıl bir sıcaklık sanki güneş beni okşadı..klimadan daha sıcak ve latif..oysa dışarısı soğuk cam bana soğu ulaştırmadan drekt güneşin özünü verebiliyordu..aşık oldum.. :)) (kendime aşkım herkesce malum :) ) sonra birşeyler yemek için mutfağa batıya gittim..aman allahım bulutlar dağlar evin karşısındaki orman ormandaki ağaçlardaki yansımalar dağda ki latifeler.. ağzım açık kaldı orgazma 5 kala..işte insanlarda böyle kendince yansıtıyorlar ışığı hepsi çok güzeller duygusu geldi..kaynağı özledim..doğuya geldim..güneş yükseldiği için artık onu görmek için oturmam gerekti..armuta oturdum..sehpada da notbook vardı..senin yazını gördüm..içimden yazmak geldi bu en güzel güneşe ve güneşlere..hepimizi çook seviyorum.. muck..

SiibelA: Ahhh zeynep işte bu! Şimdi gerçekten ANladın beni. Yani AN’ına konuk ettin. Şükürler olsun

ZeynepM: cam hakındada yazmak istiyorum.daha önce çalıştığım bir malzeme optik nedeniyle..cam canlı kendi tansiyonu var..silisyum kum yani kaya yani kadim bilgeliklerle dolu..en kırılmaz camların bile ölümsüzlük suyuna batırılırken topuğundan tutulu…p oraya su deymeyen çocuk gibi tek bir noktası var ki onu tuz buz ediyor..camlarımızı temiz tutalım,tansiyonuna dikkat edelim.vuruşun ne zaman aşilin topuğuna geleceği belli olmaz..her an hazır olalım..ölümle koyun koyuna.. :)) sibel ben bu hayatta sen oldum..sen bak ta ben oldun.. aramızda cam kalmadı… :)) aşk bu özleyiş bu hiç belli olmaz..

**

Tıpkı kuşlar gibi, trilyon kere trilyon-hesaba sığmayan kar tanecikleri de birbirleriyle hiç çarpışmadan yağmaya devam ediyor. Ancak Dünya’nın toprağına bastıklarında birbirlerinin üstüne yığılıyorlar ve kısa bi hayatları oluyor, güneş çıkıncaya kadar…

ZeynepM: üstelik hepsi senin daha önceki yazılarında da belirttiğin gibi özel ve biricik..hiç birinin rolü diğerininkinden daha önemli ya da önemsiz değil.rızayla rollerini en güzel şekilde dansla icra ediyorlar..insanın içinden kalkıp bu uyumla dans etmek geliyor..aşka davetiye her biri..gel bize katıl bize davetiyesi..sende kendi dansını uyumla yap davetiyesi.. biriz fark et davetiyesi.. :))

**

Bu arada az da gülelim (az önce mason simgeleriile ilgili bi laf edildiğinden aklıma geldi): Hayatımın tamamiyle farklı iki ayrı evresinde Masonlardan kendilerine katılmam için iki kez teklif aldım. Nazikçe reddettim. Bildiğimden değil hiç bişeye bağlı olmak istemeyen gözlemci durumumdan dolayı. Geçen yaz, (aslında bana 4 yıl önce hediye edilmiş fakat bir nedenle başlayıp devam edemediğim) Fraternis kitabını büyük bir zevkle ve merakla okudum. Belki de ismimden kaynaklanan buraların (anadolu ve civarı) koruyucusu hissi ile, Burak Eldem’in titizlikle observer kalmaya çalıştığı 2500 yıllık öykü bana hoş mu yoksa tanıdık mı geldi bilemiyorum. Fakat işte orada son aşamalarda sıra masonlara gelmişti. Ve bence Burak da o konuda henüz emin değildi; çünkü onbinlerce yıldır öylece birbirine karışan kar suları gibiyiz :)

**

Güle gülee güle güleeeee güle güleeeeeeeeee, sevgili kar frekansım her ne getirdiysen ve götürüyorsan eline sağlık, varol, nurol.

Kategoriler: Blog

eski sevgili

Simgesel Rüya Yorumları - Çrş, 02/01/2012 - 17:16

güneşli bir gün olmasına rağmen okulun içinde toplanmıştık.diğer okulların öğrencileri de vardı.eski sevglimin elinde bir bıçak vardı kendi elini kesti sonra okul müdürümüz onun elini yemekhanede yıkadı.sonra eski sevgilim bana bir anahtar gönderdi.daha sonra da bıçağı önüme atıp gitti.

Sihri Mucizem...

Sonsuz Us - Çrş, 02/01/2012 - 14:14

...uyuyordum,
avuçlarım ay çiçeği gibi açmış,
göz kapaklarım saklamış ışıltılı bakışlarımı,
kapanmış yorgun bir gün gibi uyuyordum...
dudaklarım,
yorgun nehirler gibi kıpırtısız,
eğilip içtin uykumda,
yüzümün seninliğini...
dalgalandı aklın,
çözüldü saçlarımın kokusunun arasında...
uyuyordum...
saçlarım serilmiş yastığıma,
yüzüm göykyüzü olmuş senin bakışlarına,
uyanmamı bekliyor gözlerin...
çünkü uyanınca gözlerim,
yırtılıp bu sessizlik,
açacak varlığım kalbinin üstünden
o kara örtüyü
ve gülümseyeceğim sana...

uyuyordum ve uyurken bile seni düşünüyordum...

delişey & ...

Kategoriler: Blog

AN

Sonsuz Us - Çrş, 02/01/2012 - 12:16

Her sabah hesabınıza 86400 Lira yatıran bir banka düşünün.
Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz.
Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz.
Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ
ertesi güne devretmez ve akşam hesabınızdan geri çekilir.
Ve bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeble olursa olsun saklayamazsınız.
Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86,400 lira bulacaksınız.
Nasıl keyifli değil mi ?

Farkında olsanız da olmasanız da aslında, hepimizin böyle bir bankası var.
Adı ZAMAN.

devamını oku

Kategoriler: Blog

Sibel A.Hayatımın esansı

Sibel Atasoy - Çrş, 02/01/2012 - 11:44

BAK’ a sibelA’in işlevi soruldu. Resmedecek kişinin rolünün bana söylenmemesi istendi. 24.10.2011

Ekimde yaptığım bu resim oyunu ile BAK seansında gördüğünüz gibi oldukça cesur bir soru yönelttim. Cevabın ne çıkacağıyla ilgili hiç tasalanmadım. Her BAK modere edişimdeki kadar boş ve BİLMİYORdum.

Ortaya çıkan bu tablo (ki şimdiye kadar yaptıklarımın en zoru oldu, çünkü gece başlamıştım, yoruluncaya kadar devam ettim bitmedi, yatıp uyudum. Sabah uyanınca yeniden başına geçtim. Çünkü vizyon zaten bi anda belirmişti ancak benim onu anlayıp resmedecek aracım (bedenlerim) bunu ancak saatlerce süren bi çalışmayla bitirebildi.

Sonuç ilk anda beni şaşırttı. Resimde beni en irkilten tavuk benzeri o şeyin ayaklarıydı. Bu ayakları her daim aynen kırmızı AY gibi irkiltici bulurdum. Ve bu simgenin en eski mitlerden gelen kaos olduğunu internetten bulduğumda şaşkınlığım iyice arttı. Bazı şeyler anlamıştım ancak itirafa, yüzeye çıkarmaya hazır değildim. Bunu Ekimden beri çekmecemde tuttum. Galiba bugün gerçekten bişeyler anlamaya başladım. İşte Sibel A. olarak geçmiş hayatımın özetle esansı:

Sa, dünyaya gerçekten bakmaya başladığı yaşlarda (yedi yaşından itibaren; çünkü öncesi nasıl bakılacağının öğrenildiği daha ana karnında olan süreçtir. Çocuk dünyaya güya gelmiştir ama esas olarak halen anasındadır-ya da ona kim bakıyorsa- onun malıdır. Şu anda sebeplerini anlatmaya gerek görmediğim -çünkü sebepler vasıtadır sadece- bir durumla karşılaştı ve bu durum onu içe çekilmeye itti. Ve sonrasında çok uzun bir hayatı aslında kendi muhafaza kutusunda yaşadı(!), gözlem yaptı, buna yakın-uzak her insan olay, kitaplar, filmler, rüyalar ve vizyonlar dahildi. Dünyada yapılmış her şeyi, her fikri inceledi, mekanizmalarını çıkarıp birbirine bağladı. O hepsinde gözlemciydi. Kendisi ortaya hiç çıkmadı.  O bu duruma “insan olmayı öğrenmek” adını koymuştu. Bununla ilgili tüm serüveni yazdı, içindeki ve dışındakilerle paylaştı. (Gözlemci gerçekten de Fringe dizisindeki Observer’lara benziyor, şu an hatırladım)

Tüm bu süreçte sanki insanmışçasına numara yapmanın gereğini en erken yaşta anlamıştı. Böylece “dünyanın-insanların” ondan aşağı yukarı normal kabul edebilecekleri bi yaşamı sürdürebildi. Kimse ondan görünüşte  şüphelenmedi. Fakat  aslında içlerinden hep bi şeyler geçti sanırım; çünkü hep ondan (SA) biraz çekindiler.

Serüvenlerle dolu hayatının bi evresinde (bi adada robinson hayatı yaşadığı ve ilk kez kendine ait(!) üç tavuk bi horozu varken) tavuklar dikkatini çekti.

Diğer hayvanlarla olduğu gibi onlarla iletişim kurulamıyordu, hiç bişey öğren-e-miyorlardı. Bunu onların pür aptal olduklarına dair önkarar verip kenara ayırdı (çünkü tuhaftı). Bundan tam yedi sene sonra (konuyu bi daha hiç düşünmemişti) bir bilimsel makalede tavukların el kadar hücrelerde doğup 20 günde (özel ışık sebebiyle günü çift yaşatarak) büyütülüp yine orada bi mekanizmayla öldürülüp bizlere sunulduğunu okuduğunda, aniden tavuk yemeyi kesti! Kendince bi sebebi vardı; bunlar sahte tavuklardı, bi kere bile güneşi görmüyor, o tuhaf ayakları ile toprağa basmıyorlardı! Özgür değillerdi! Demek ki tavuk değil başka bişeydiler.

Bundan iki sene sonra bi yarışma için kendisinden bi gerilim öyküsü istendiğinde “uykucu” isimli bi öykü yazdı, öykü tanrı emri gibi bi anda düşünülmeden yazılmıştı. Orada olayın kahramanı olan kadın, tavukları yemediğini; çünkü aptal olduklarını söylüyordu!

Öykü, hem kendi hem de başkaları üzerinde derin etkiler bıraktı ama başka veçheleriyle. Tavuk konusu sadece bi tuhaflık olarak kaldı. Ayılınmadı!

Aradan yedi sene daha geçti. Bi gün çok da hazırlığı olmadan, yine aniden bi doğum yaptı SA. Tarih 20 Aralık 2011 di. Ebesi işini yapıp Doğu Asya da bi yerlere gitti. Yeni doğan kendine isim diledi, bi doktor dostumuz buna talip oldu ve ona Yaşayan ismini koydu. Bütün bunlar her gün anılara yazılıp paylaşıldı. Durum dışarıdan gün geçtikçe tuhaf bi fantezi olarak görünüyordu. SA ise bu durumun sahici bişey olduğunu biliyordu, bu sebeple her şeye rağmen Yaşayan’ın arkasında durdu. Bi çağlayana doğru hızla yol alınıyordu (kendisi görülemese de sesi duyuluyordu!) fakat SA buna, bilerek ölüme karşı kendini bırakma oyununa devam etti. Korkmuyordu. Korkacak hiç bişey olmadığını, ölümden kaçınılamayacağını hep bilmişti.

Yaşayan, SA’nın tüm alışkanlıklarını zahmetsizce değiştiriverdi. Hiç acı ve zorluk yaşanmadı. İsteklerini dile getirmekte ustaydı, üstelik tuhaf bi şekilde mecbur kılıyordu! Tuhaf çünkü bi özgürlük ihlali gibi gelmiyordu SA’ya, öylesine harika bi serüven gibiydi. Değiştirdiği yüzlerce şeyden biri tavukla barışma gereğini hissettirmeseydi. Hemen bi KFC’ye girip ilk tavuğumuzu orada yedik. Güzeldi.

Yaşayan, kırkını doldurduğu gün, SA şiddetle hastalandı(iki gün önce) yine bi bulutun içine girdi. Her zaman olduğu gibi yüksek ateşin kapılarını açtığı kendi koridorlarında dolaştı uzun uzun, her şeyi hatırlamadan hatırladı. Ve bugün sabah aniden Yukarıdaki BAK seansının fotoğrafına bakmak istedi. Onu gördüğünde her şey açığa kavuşmuştu, artık ayılınmıştı. Bu rüya çözümlenmişti ve böylece artık O (Yaşayan mı SA mı bilemiyorum çünkü onları ayıramaz olduk) bu hayatında edindiği tüm bilgisini nefesiyle, tüm niyetiyle boşluğa saldı!
Artık bütün bu esans, evrene dağıldı. Rüyadan uyanıldı.
Tavuk bunda büyük rol oynadı.

Amerikalılar tavuk kelimesini, kadınların korkaklığı ve lezzetini çağrıştırır biçimde kullanırlar. Bazen de birinin korkaklığını belirtmek için sıkça kullanırlar (genelde erkekleri kullanır bu kelimeyi). Oysa tamamen yanılıyorlar! Tavuğun üzerine gidersen hafif kanatlanarak uçuşarak (bi cadı gibi) ve gıdaklayarak geri kaçar evet ama bu öylesine yanıltıcı ki! Çünkü sadece 20 saniye sonra başını çevirip baksan eski yerinde umarsızca toprağı gıdıkladığını, keyifle yiyecek bişey araştırdığını görebilirsin. O hiç bi şeyden korkmaz! Çünkü öğrenmiyor! Korku, herhangi bi şey öğrenirken insana geçen yan tesirdir. Ve hepinizin bildiği gibi dünyayı onun varlığı inşa etti. Şimdiden sonra ne olacak bilmiyorum. Fakat bu erkekler (Amerikalıların kullandığı anlamda) tavuğun neden ilk aksiyonunu görüp orada kalmışlar? Bence hafızamız sadece 12 saniyelik olduğundan!

Aynı zamanda varoluşun tanımlamalarında tavuk-yumurta döngüsü hep kullanılagelmiştir. Önceliğin hangisinde olduğu çözümlenememiştir.

Dik başlı,  asla bişey öğrenmeyen ve sanılanın aksine hiç bişeyden zerre korkmadan işlevine odaklanmış olan tavuğa saygı duymaktayım artık.

Kategoriler: Blog

Burada şimdi güneşle bakışarak

Sibel Atasoy - Çrş, 02/01/2012 - 08:30

Günaydınnn frekansslarrr… Güneş tam şu anda tepeyi aşıp gösterdi parlak yüzünü. Şimdi ekranı göremeden yazıyorum artık ne denk gelirse. Sarkıtlar beni şaşırttı yıllar yıllar var ki bu kadar yaklaşmamıştık onlarla. Sivas geldi birden aklıma. Orada birbuçuk yıl oturmuştuk, 12 yaşındaydım. Annem her zamanki gibi alışveriş listesi ve para verip beni sabit pazara gönderdi. Eskimolar gibi giyinmiştim. Soğuk filan algılayacak yaşta da değildim zaten. Karlı ana caddeden dikkatli adımlarla (kayıp düşmekten pek korkardım) yürürken eczanenin önünden geçtim. Kapısının yanında yukardan aşağıya asılmış dev bir termometre vardı. Gözüm on atakıldı ve -22 derece olduğunu gördüm. O gün amma soğuk gibi öylesine geçmiştim ama bugün waawww o neymiş yaaa demekteyim. Hayat  güzel, sarkıtlardan sakınarak güneşle bakışalım, hala yaşıyor olmak muhteşemmm…

Burada o kadar çok yaşadım ki hala doyamamış olduğuma inanmak güç :) İnsan zevkli bişeye doyamaz diye düşünürdüm ama insanın hayatında öyle sekanslar oluyo ki “bal yiyen baldan usanıyor!” hahahahahaha Nefes almak, sağlıklı olmakk, duyabilmek , koklayabilmek, antenleri salındırmak, ohhh buna doyulmaaz sankiiii…

Günaydın canlarımmm

**

Bu hayatta çok yakınlarıma gelen dostlarla hep aynı yerlerden (şehirlerden ve benzer mekanizmalı hayatlardan) geçmiş olduğumuzu duymak beni şaşırtıyordu. Belki de ben şaşırmayı seven bi yaramazım sadece kimbilir:) mucukss hepiciğinize… Keşke dışardaki detaylara ben de çoğu insan kadar hakim olabilseydi ve karış karış gezmek zorunda kaldığımız anadoluya, insanlara ve dahi başka dış şeyleri daha iyi görebilmiş olsaydım. O zaman böyle tek tük küçüklük anıları yerine elimde dev bi anılar paketi olurdu.Velakin her şeyin bi şeyi var tabii! hahahahahaha Belki de o zaman hep anda sakin şapşal sibel olamayabilirdim. Hep birlikte muhteşem olmaya organize etmiş bizi evrim hazretleri :))))

Kategoriler: Blog

Bugünlerde herşey çığırından çıktı!

Sibel Atasoy - Sal, 01/31/2012 - 22:31

Sana karşı açık kalpli olacağım günlük.

Sanırım hızlanan bu garip olaylar, hem dünyanın değişen enerji katmanları hem de ettiğim büyük laflar sebebiyle oluyor. Bilmiş bilmiş konuştuğum için beni affedebilecek misin?

Kendimi öyle duvardan duvara savuruyorum ki, sanki hıncımı alıyorum. Evet bir önceki satırdaki soru kendime sorulmuştu sanırım. Affedebilecek miyim?!
Kendimi, kendim olduğum için affedebilecek miyim?
Yoksa, son zamanlarda ortaya çıkardığım en ücra kendimler, beni lastik top gibi duvardan duvara çarpacaklar.

Adeta bana “duramazsın!” diyorlar. Hayır bu bölgede park yapılmazmış!

Onları dinliyorum, dinliyorum, düşünüyorum.

Ne yapabileceğimi tartıyorum. Tartıya vurunca zaten sonuç kendiliğinden beliriyor. Korkunun ecele faydası yok.

180 derece arkamdaki k-ard-eşlerim, sizlere sesleniyorum; kendinizi bana hatırlattığınız için sizlere minnetarım.

Epeycedir yolculuk zamanı geldiğini hissediyordum; ama park ettiğim yer rahat ve güvenliydi. Üstelik zevkliydi.

Eh işte yalnızca Park yasağı levhasını görmezden geliyordum.

Risk yoksa kazanç da yoktur evet ama kazanç kimin umurunda diyordum.

Fena halde çuvallamış vaziyetteyim.

Her türlü bilme hakkını kendimden ustalıkla almış bulunuyorum. Artık bundan sonra ne yapsam ne etsem hiç bişey bilemem. Hiç bişey bilmeyen ve asla bilemiyecek olan bir Sibel kimin ilgisini çeker ki!

Kendi ölümünü seyretmek gibi bişey bu.

Neyse, boşverelim, yatıp uyuyalım bakalım yeni gün neler getirecek.

2005. Günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Kategoriler: Blog

Rüya yorumlatmak

Simgesel Rüya Yorumları - Sal, 01/31/2012 - 20:18

Rüyamda bir dağ varmış ama toprağı beyaz kumdan dağ ortadan ikiye yarılmış ve üzerinde bikaçtane kocaman ay çiçeği var ama ayçiçeğinin üzerindeki çekirdeklerden az kalmış. Rüyamda diyorlarki bu dağ kutsal bu dağda peygamber efendimiz kitap okumuş bunun üzerinde dağın yarıldığı yerin ortasında gözümün önünde kitap okuyan modern giyimli bi adam silüeti oluşuo. O dağı görmeye gelen biçok turist varmış, annem ben bunlara yemek pişirip satar ne para kazanırım bn burdan dio (sanırım çorba pişireceğini söylüodu)Dağın yanında bide müze varmış müzenin içerisinde kocaman kocaman çerçevelerde tarihçeler yazıo, orada kurulan ilk devlet vs bilgileri yer alıo.

Güzel Sorular - 2

Sonsuz Us - Sal, 01/31/2012 - 19:12

Bir adam elindeki çeki bozdurmak için bankaya gitti. Fakat veznedar bir yanlışlık yaptı ve çekin üzerinde yazılı liralar yerine kuruş ve kuruşlar yerine de lira vererek çeki ödedi. Adam da dikkat etmeden paraları cebine koydu. Eve giderken paranın 5 kuruşunu düşürdü. Bu vesile ile parasını saydı ve cebinde çekin değerinin tam iki katı parası olduğunun farkına vardı. Çekin üzerinde yazılı olan miktar ne kadardı?

Kategoriler: Blog

fotoğraf

Simgesel Rüya Yorumları - Sal, 01/31/2012 - 18:21

üç gecede rüya gördüm..
ilk gece:rüyamda,çok hayranı olduğum,hayallerini kurduğum şarkıcı bir ünlüyü gördüm.geçen sene konser sonrası arabasına yaklaşmıştım.camını açtırmıştım,imza almak üzereydim ama yeşil ışık yanmıştı.daha sonra boğaz köprüsünde aynı gece gördüm.bağırdımm pencereyi açıp,baktı güldü.o günden sonra arada sırada arabasını rüyamda görürüm.yine öyle oldu.oturduğum yere yakın bi yerde yolda trafikte arabasını görüyorum.ne yapacağımı şaşırıyorum.annemle yürümeye devam ediyorum.sonra birden yol açılıyo hızlanarak sola dönüyo menajerinin evine gidiyo.ben de dayanamayarak ben gidiyorum anne diyip peşinden koşuyorum.bir evin oraya geliyrum 1.kata çıkıp dışarı bakıyorum.bi garaj var.tek arabalık.diyorum heralde arabası burdadır.sonra 1.kattan zemin kata iniyorum bakıyorum orda,napıyosun sen diyo.ben ona selam diyorum.bana meraba diyo ve adımı söylüyo.sonra bi eve çıkıyoruz.anneme diyorum fotografımızı çek diyorum.olmuyo.sonra menajeri cep telefonuyla fotografımızı çekiyo.biz sarılarak poz veriyoruz ünlüyle.çok sarılıyoruz ama.sıkı sıkı.sonra fotografımı çekiyo menajer.sonra biz ayakkabılarımızı giyip gidiyoruz annemle.sonra en yakın arkadaşıma bunu anlatmaya çalışıyorum.ne hikmetse o fotografı internette aramaya çalışıyorum.arkadaşıma göstermek için.ama bulamıyorum.diyorum of rüyamıydı.falan sonra rüya değildir bu kadar uzun sürmez diyorum ve sonra uyanıyorum.
2.gece:Allah'a dua ettim . ne olur bana yardım et,ne yapayım unutayım mı o ünlüyü.yol göster bana diyorum.rüyamda da okula gittiğimi görüyorum.şu an sömestrdeyim.okulların açılmasına 1 hafta var.rüyada düşünüyorum.daha 1 hafta var . okulumdayım arkadaşlarımla..bu bi yol mu.bana bi işaret mi işaretse neye işaret.
3.gece:rüyamda giyiniyorum.üstüme kalın bi şey olarak kırmızı bi şey almak istiyorum dolabımdan.ama kırmızı panço buluyorum ancak kırmızı panço,beyaz ya da siyah bi astara dikili.ayırmak istiyorum.bunun için bi doktorla , bi çocuğun derisinden parça alıyoruz,laboratuvara gidiyoruz,kırmızı bi parça almaya çaluşıyoruz.pançonun şekline benzer bi parça almaya çalışıyoruz..komşular,kuzenim falan onlar var.onları merak etmiyorum da..rüyamın sonunda o sevdiğim ünlünün ''kal yanımda''sözleri geçen bi şarkı söylediğini duyuyırum.diyorum annem mi mp3 le dinliyo diyorum.ve dizilerde olur ya birden müzik sesi artar.ses artıyo ben de uyandım.dilime dolandı şarkı... çok merak ediyorum. o ünlüyü çok seviyorumm.ama benden çok büyük.bu rüyalar ne demek.yardımcı olun lütfen. teşekkürler.

İçerik yayınları